Advotsya’ya Mektup

 Advotsya’ya Mektup
Okunuyor Advotsya’ya Mektup

Kimseyi sevmedim. Hiçbir şeyi sevmedim. Acımasız geliyor biliyorum ancak hayatımın sınırlarından kendimi bile uzak tuttum,
kimsenin yaklaşmasına izin vermedim. Kimse canımı acıtamaz sanmıştım. Yıllardır aynı soru tırmalıyor
varlığımı. “Nasıl bu kadar kolay teslim oldum? Neden?” Ne onu sevebildim ne de kendimi. Yaşayan veya ölü
fark etmez. Hiçbir şey sevilmeye değer değildi benim için. Peki ya… Hâlâ arıyorum cevabını. Bana ne
yaptığını arıyorum. Şu anda, şu salisede bile.

Sana.. Beni asla tanımamış olan sana… Advotsya… Hiç güneş görmemiş kimsesiz diyarlarda bütün
gücümle ayakta tutmayı başardım yıkılmak üzere olan bedenimi. En acımasız rüzgarlara dudaklarımı
öylece siper ettim sonrasını hiç düşünmeden.Sözcüklerimin bir bir intihar edişini büyük bir soğukkanlılıkla
izlemeye mecbur bırakıldığım bir zaman vardı. Bu zaman, güçsüz parmaklarımla sıkı sıkıya tuttuğum
inançlarımı birden tüketmek zorunda olduğum bir sabahtı. Adım attığım patikaları titretmek hayali ile
çıktığım yolda her adımda bütün dünyaların altında kalmanın varoluşsal sanrılarını saç diplerimde dahi
hissettim. En anlamsız bakışlarla günlerce kendimi izlemek çilesiyle cezalandırdım ruhumu. O güne
kadar öğrendiği her gerçeği büyük bir kararlılıkla reddetmeye başlayan zihnim, hakikatin olabilecek en
acı formuyla tanıştı. Sustum. Sustuğum zamandı her şeyi fark edişim ve kafamın içinde yıllardır bana ne
yapmam gerektiğini megalomanca haykıran onlarca sesten güçsüzce izin isteyişim. Dağınık cümlelerimin
ardına dizilmiş acılarımın yarattığı düzenli sıradağların farkındaydık ikimiz de. Defalarca cinayete kurban
gitmiş olmaktan ölümsüzleşmiş bir kalbim olduğunun da fakındaydık. Duvarlarımın gölgesinde tüm
hayatın istememezliğine karşı büyük bir ihtirasla yetişen çiçek bahçemi de kaybettim sonunda. Yıllardır
içimde tuttuğum gerçeklerin dışarı çıkmak için attıkları iç titretici çığlıkları duymaktan korkuyorum. Büyük
bir özenle bedenime diktiğim tonlarca sırrın ve kilolarca yükün; henüz dışarı çıkmak için bedenimi
parçalamaya başlayan ruhum tarafından yok edilmeleri an meselesiydi. Neydi bu, bu yaşamak mıydı?
Öyleyse doğmuş olmak bütün hayal kırıklarımın sebebi olmalıydı. Her şeyin sebebi ben miydim yani?
Ben bir hatayım ve yıldızların girmesine izin vermediğim ışıksız evrenimde kendim için çabalamak
zorunda bırakılmış olmak bana verilebilecek en büyük ceza. Kalabalıkların içinde cılız bir nefesten
ibaretim sadece. Büyük bir acımasızlıkla her şeyime veda edeli çok uzun zaman oldu. Senin haricinde bir
zamanlar elimi tutan herkesi çoktan unuttum. Peki ya sen? Sen nesin benim için, neredesin? Bir heves
uğruna ve yok pahasına sattığım hayatımın en büyük hatası mı? İçimde yıllardır aynı tutkuyla yanan
ateşin kendisi mi? Nesin sen Advotsya, kimsin? Nasıl dahil oldun hayatıma bu kadar kolayca, ben
kendimi bile hayatımın sınırlarından uzakta tutarken? Aşkını kalem ve kağıt arasına sıkıştırırken
kaybolacağından korktuğum musun Advotsya… Sanrılarımı durduran tek şey misin yoksa? Senin için
acılar içinde kıvranırken ve bu saplantılı aşkın bir gün beni öldüreceğini bilerek sana ulaşabileceğim
bütün yolları kapattım. Seni kendimden bile kıskanışımın olası sonucuydu yaşarken toz oluşum.
Biliyorum Advotsya, suçluyum. İkimiz de Tanrı’ya inanmazdık. Ben büyük bir aşkla kendime güzel dünyalar yaratırken bana o dünyalarda hep yalnız kalacağımı söylemiştin. Söylememiş miydin? O da mı bir sanrıydı yoksa? Dün gece odamın
camlarına büyük bir öfkeyle çarpan sağanak bulutların da birer sanrı olduğunu söyleme bana! Sana
yalvarıyorum Advotsya, bütün gurursuzluğum ve inançsızlığımla hala bir gün benim olmanı diliyorum
ama gerçeği ben de biliyorum. Hiçbir zaman bana ait olmayacak oluşunun öfkesini kendimi bir zerreye hapsederek çıkarıyorum.

Yarın yine ben senin için sokaktan geçerken gördüğün veya görmediğin yüzlerce simadan biriyken, yanımdan geçen kokunun baharında kısa bir süreliğine yeşereceğim.

Milyarlarca insanın içinde yalnız olmaktan daha kötü olan şeyin dünyanın bütün yalnızlığının yükünü hissetmek olduğunu söylemiştin. O da gerçek değildi biliyorum. Senin bana söylemeni arzuladığım cümlelerin hayaliyle yaşamaya başlamıştım ve hayali sözcüklerinle canımı yakman bile hoşuma gider olmuştu. Sen de asla gerçek olmadın zaten. Çünkü gerçek olamayacak kadar güzel olduğunu biliyordum. Bana asla yardım edemeyeceğini bildiğim ve hatta bundan emin olduğum sözcüklere
sığındım.Bana yardım edemeyecekler biliyorum ama ben, ben o kadar çaresizim ki! Her gün sensizlikle yıkanan çürümüş bedenimin ağrılarına dayanamaz hale geldim. Seni, bana asla gelmeyeceğini bilerek bekledim. Seni başkalarını beklerken izledim ve başka bir kadının gölgesinde döktüğün her gözyaşını gördüğümde senin tarafından bir kez daha vahşice katledildim. Kim olduğunu asla bilemeyecek olsan da bu mektubu okumanı istiyorum Advotsya. Bu aşkı herkesten gizli tutmaktan öylesine yoruldum ki! Senin bakışlarınla kutsanmanın hayaline bile razı olmanın ne kadar onursuz hissetmeme neden olacağını
anlayamayacak kadar sığ birisin sen. Okyanusun ayaklarına sığınmış bir nehirden ibarettin sadece ama ben, seni delicesine büyüttüm sevgilim. Senden hudutsuz evrenler yarattım.Bütün dünyalarım bedenimin üstünde parçalandı ve ben kendimi korumak için diktiğim duvarların enkazı arasında sıkıştım. Bu hayatta konuşmak için çabaladığım yalnız sen vardın ve sonsuz suskunluğun sınırsız yalnızlığımın en iyi dostu oldu işte. Senin uğruna verdiğim kocaman bir hayatın hayal kırıkları tüm ruhumu kanlar içinde bıraktı. Her zaman senin olan beni asla bilemedin. Ben ki beni bulmana asla izin vermedim. Hiçbir yere
sığmayacak bu aşkımı kendimden bile saklamanın yükü altında ezildim. O aşk ki büyüdü, büyüdü ve
kontrol edilemez bir canavara dönüştü. Beni sevmeyeceğini anladığımda bana acımanı bekledim. Ben
senin sevgine layık olan değil, bana acımana muhtaç olandım. Seni hep seveceğim Advotsya çünkü içimdeki çocuğu seninle büyüttüm. Her ne kadar kızıl karanlığınla o çocuğu yok etmiş olsan da, benden sayısız şey götürmüş olsan da seveceğim seni.

Çaresiz, muhtaç ve zavallı bir şekilde içimde her zaman senden bir parça taşıyacak olmanın tarif edilemez gururuyla kendimi aşağıya bırakıyorum ama delicesine de merak ediyorum. Senin için ne olacağım Advotsya? Bir tutku mu, yoksa sonsuz bir vicdan
azabı mı? Belki de hiçbiri. Olmaktan en çok korktuğum şey oldum senin için. Hiç oldum. Sana… beni
asla tanımamış ve asla tanımayacak olan sana Advotsya…

Söz Yazarı: Aleyna

Bu Yazı İçin Ne Düşünüyorsun?

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın